Köstebek soluğu Vran’ın yanında aldı. Vran’ın evinin önüne gelince, kapıyı çalmakta çekindi. Vran ise içeride bira içip kitap okuyordu. Brahms dinliyordu, Bach dinliyordu, Neşet Ertaş dinliyordu ve Bob Marley dinliyordu. Ve tabi ki özel koleksiyonunu da adım adım hazırlıyordu. Köstebek kapıyı üç kez tıklattı. Vran, bunun Köstebek olduğunu hemen anladı. Çünkü üç kere tıklatmak onların bir ara kullandıkları özel şifreydi.
“Geldim, bok adam, geldim” diyerek kapıyı açtı Vran.
Vran’ın yüzünde hiçbir tepki yoktu. Eski dostunu özlediğini saklamayı çok iyi başarmıştı. Tepkisizlik, onun özelliklerinden biriydi. Ve rahatlığı. Ve 6. hissi. Ve kaybetme korkusunun olmaması.
Köstebek, dayanamayıp dostuna sarıldı.
“Vran, dostum, seni nasıl özledim bir bilsen… Ooo, yine mi içiyorsun Vran?”
“Neden hep heyecanlısın? Sakin olsana azıcık… İçeride Bob Marley çalıyor, senin bu heyecanını görse eminim çok kızardı bize. Hadi geç içeri salak herif.”
“Vran, beni kırıyorsun dostum” diye kedi gibi miyavladı Köstebek.
Vran ise artık dışarıda beklemekten sıkılmış olmalı ki, “Geçecek misin içeri şu .mına koyduğumunun yerinde?” diye bağırdı. Ama tam olarak bağırma sayılmazdı. Onun bağırması bile sakin ve rahattı.
İçeri geçtiler. Ve Köstebek uzun uzun yapacakları işten bahsetti. Vran ise içmeye devam ediyordu. Köstebek, onu dinlemediğini anlayarak susmayı tercih etti. Sonunda. Vran ise “bu işi hallederiz” deyip geçiştirmek istedi.
Kahverengiye çalan siyah renkli bir kapısı vardı Vran’ın. İtalyan model kapısı bir kez daha çaldı.
“Susmayı bilmez misin s.ktiğiminin kapısı?” diye söylendi. Gelen Rüya’ydı. Müthiş giyinmişti Rüya. Ve çok çekici görünüyordu. Vran, kapıyı açarken pişmandı fakat Rüya’yı böyle görünce pişmanlığını unutuverdi. Vran’ın rahatlamaya ihtiyacı vardı. Ve Rüya’da tam bir seksüel obje olarak gözüktü gözüne. Topuklu ayakkabıları kalçalarını ve butlarını ortaya çıkarmaya yetmişti. Kilolu değildi ama kalın bacakları vardı.
“Eee içeri davet etmeyecek misin böyle güzel bir bayanı?” diyerek, çok seksi bir bakış attı.
Vran’ın bu durum karşısında oldukça sakin olması Rüya’yı sinirlendirmeye yetmişti. Başkası olsa ağzının kenarından salyalar akmaya başlamıştı bile.
“Vay vay vay. Rüya hanım da teşrif etmiş” diye söylenen Köstebek, anlamlı bir bakış attı.
“Ooo Köstebek, yeraltından nasıl çıkabildin?”
“Aynı Rüya, aynı Vran. Sizi yalnız bırakmak istiyorum. Gitmem gerekiyor. “ dedikten sonra Vran’a döndü; “Sende konuştuklarımızı unutma Vran” dedi.
Vran, yine çok sakin bir şekilde kafasını salladı ve onu kapıya kadar geçirdi. Asıl geçirmek istediği ise Rüya’ydı. Vran aklından bunu geçiriyordu. Kapıya kadar değil, sabaha kadar geçirmek. Oldukça odunsu düşüncelere sahipti Vran.
“Sonunda yalnız kalabildik” diye Vran’ı isteyen gözlerle yaklaştı Rüya.
Vran, ona sarılıp kendine çekti. Ve “bu gece çok yorulacaksın” dedi.
Rüya gülümsemekle yetindi. Dile kolay, tam 4 yıldır Vran sevişmiyordu. Ve Rüya bunu az çok tahmin edebiliyordu.
Vran, önce Rüya’nın alt dudağını emmeye başladı. Ardından ateşli şekilde öpüşmeye başladılar. Nefesleri iç içeydi ve Vran resmen çölde kalmış susuz bir gezgin gibiydi. Rüya onun için bir suydu. Elini kalçalarına attı ve Rüya’yı iyice kendine çekti. Yavaş yavaş boynuna indi ve bir yandan da soymaya başladı. Rüya ise uçuyor gibiydi. Vran, Rüya’nın boynuna en sevdiği öpücükten kondurup yavaş yavaş göğüslerine doğru kaydı. Rüya’nın yeterince büyük göğüsleri vardı ve Vran buna bayılırdı. Göğüslerinde çalışmaya başlayan Vran, Rüya’yla birlikte kanepeye doğru bıraktı kendisini. Kanepe, kırmızı ve eski desenlerle kaplı bir kanepeydi.
Rüya da bir yandan Vran’ı soymaya başlamıştı. Yavaşlığı sevmiyordu ikisi de. Ve çok hızlı şekilde sevişiyorlardı. Vran elini iç çamaşırına doğru getirip okşamaya başladı. Rüya’nın inlemeleri başlamıştı. Ve ikisi de birbirini soyduktan sonra bekledikleri an gelmişti. Vran, önce dil ile başladı ve Rüya iyice çıldırmıştı.
“Gel artık salak herif” diyerek Vran’ı kendine çekti Rüya.
Vran ise iyice sertleştikten sonra birden birleştiler. Ve Vran uçuyor gibiydi. Ve Rüya da öyle. İkisi de adeta, yıllardır beklediği bir şeyi yapmışçasına mutluydular. Misyoner pozisyonunda gidip gelmeye başladı Vran. Hızlanmaya ve daha hızlanmaya başladı. Rüya bacaklarını Vran’ın beline doladı. Vran’ı acıtan bir şey vardı.
“Lanet olsun, sanırım ayakkabılarının topukları sırtıma batıyor.”
“Ah, özür dilerim hayatım” diyerek durumu düzeltmeye çalıştı Rüya. Ama gülmeden de yapamadı. Ve Vran’ı sevdiğini bir kez daha anladı.
Vran ise aklına Köstebek ile konuştuklarını getirip geç boşalmasını sağlıyordu. Rüya ise inlemeleriyle ve tırnaklamalarıyla Vran’ı daha da çıldırtıyordu. Kanepenin yanındaki masada ne varsa hepsi aşağıya düşmüştü. Vahşi hayvanlar gibiydi ikisi de.
“Gözlerime bakmasana” dedi Vran. Ona cevap olarak ise Rüya, “Sinirli olmana bayılıyorum” dedi. Çünkü Vran genelde sakindi ve onu sinirli görmek imkansız gibi bir şeydi.
Vran yorulmuştu. Akşamdan beri içiyordu ve pozisyon değiştirip alt tarafa geçti.
Rüya üstüne çıkmıştı ve adeta Vran’ı çıldırtıyordu. Zıplıyor, zıplıyor ve bir daha zıplıyordu. Tıpkı ormanda gezen bir gelincik gibiydi. Ya da kanguru. Tam olarak bilemiyorum, ama bir hayvan olduğu kesindi. Vran bu olağanüstü performans karşısında kendini tutamadı ve nefes nefese söylenmeye başladı:
“Oh Rüya, sanki rüyadayım.”
“Salak herif. Rüya’dasın zaten. Hayatın boyunca göremeyeceğin bir rüyada hem de.”
İkisi de aynı anda boşaldı. Ve Rüya, Vran’ın üstüne uzandı. Vran, yorgun ve mutluydu. Ve artık uyumak istiyordu.
Vran, yıllardır izlediğimiz ve yıllardır okuduğumuz kahramanlar gibi değildi. Hep casusluk, hep savaş, hep plan proje, hep iş içerisinde değildi. Farklı olmak için farklı olmayı istemiyordu. Küfür ediyordu, sevişmeyi seviyordu, içiyordu ve oldukça umursamaz biriydi. Vran, sabah uyanınca Rüya’yı yanında görmemeyi umut ediyordu. Vran’ın Rüya’da en sevdiği özelliği ise yaptıktan sonra pişmanlık duymamasıydı…
Telefon çaldı, arayan yine Köstebek…
bostancıoğlu devran / juande vran denemeleri









