Girişi M.A.Birand gibi yapmak istiyorum: “Real Madrid’in mavisinin Cumhuriyetin kırmızısına Galatasaray’ın sarısının İstanbul’un sokaklarına, ıııııhhh, şey, şimdi haberlere geçiyoruz.”
Attila İlhan’ın şiiri olan, Ahmet Kaya’nın söylediği şarkı Mahur’da geçen müjgan (küçük harfle başladım çünkü devamını oku) aslında bir kişi değil, kirpik anlamında kullanılmış. Müjgan’la derken orada kirpiklerle beraber ağlamış aslında şair Attila İlhan. Sonuçta Denizlere yazılan bir şiir, Müjgan nereden çıktı ki? Tabi insan başta Müjgan’ı yüksek ökçeli ayakkabı giymiş, harika bir hatun sanıyor. Ya da harbi bir hatun çünkü, her hatun bir erkekle ağlamaz. Gururu vardır onların, aslan parçaları.
John Fante’nin harika eseri olan Toza Sor adlı kitabını Bukowski, “benim çıkış noktam, yazar olma sebebim” diye açıklıyor. Fante’nin Arturo Bandini kahramanını sevmemek elde değil. Murat Menteş’in romanlarında ki Abidin Dandini kahramanı ile karıştırmamak gerekir tabi. Bandini’nin sevdiği bir kadın var. Camilla… Bandini, onunla oturup ağlarken kendinizi öyle kötü hissediyorsunuz ki, “bunu yapma Bandini” bile diyebiliyorsunuz. “Yenilme şuna” diyebiliyorsunuz. Bandini’yi asla hak etmeyen, sürekli onu döven ona söven Sammy’yi seven ve Bandini’nin yazarlığını kullanan birisi bu Camilla. Zira kadınları bilirsiniz, acı çekmeye ve çektirmeye bayılırlar.
Mutlu olmak onlara göre şöyledir: “Ay çok güldük, başımıza bir iş gelmese bari.”
Yani mutluluğunda bir sınırını çizmişlerdir kendileri. Oysa ki sonsuz bir şeydir mutluluk. Çizilecek tek şey varsa, o da bir kadındır. Bir kadın çizeceksin, saklayıp gömeceksin. Bundan ötesi mi var?
Şimdi işte tam da mahur beste zamanları. Yalnızlığımın en saf zamanlarında bulurum ben şairlerin o vurucu cümlelerini… Ve yine o mahur beste çalar, Müjgan ile ağlaşamıyoruz. Sonuçta müjgan bir kirpik ve Camilla ile ağlaşıyoruz.

“Zira kadınları bilirsiniz, acı çekmeye ve çektirmeye bayılırlar..”
Okudum. :)