Haftanın özeti #74

  • Haftanın kitabı: Pis Moruğun Notları, Charles Bukowski
  • Haftanın en beğenilen yazısı: Kitaplar, filmler ve sığırlar
  • Haftanın şarkısı: Zeynebim, Erkan Oğur – İ.H.Demircioğlu
  • Haftanın blogu: http://fildisikule.wordpress.com
  • Haftanın sözü: “Bir kere esrar sanıldığı kadar harikulade bir şey değil. Allah aşkına, esrar içimi serbest bırakılsa içenlerin yarısı bırakır meredi. İçki yasağı yüzünden alkolik olanların sayısı anneannemin siğillerinden fazladır. Sadece yasak şeyleri yapmak ister insan. Kim her akşam karısı ile yatmak ister ki? Ya da haftada bir?” Charles Bukowski
  • Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken adlı kitabı da bitti bitecek.
  • Bu üstteki blog var ya, çok iyi bilgiler veriyor.
  • Fetih 1453′ü izleyeyim diyorum da, sinemaya gidecek kimse yok.
  • Fizy, bir sen bozmamıştın be.
  • İçki masasında verilen sözler tutulmaz.
  • Arif’in Manchester’a attığı golü ararken kendini Songül Karlı’nın göğüslerinde bulan insan gibiyim.
  • Topkapı Sarayı’nda sevişen işçileri yakalayıp kovuyorlar. İşte Muhteşem Yüzyıl. İşte saray fantezileri. Buyurun, izlemeye devam edin.
  • Televizyon, senden nefret ediyorum. Boş beyinli insanlar dolu etraf.
  • O değilde geçen bir forumda “sakal nasıl çıkar” diye bir konu açmışlar. Herkes işte, badem yağı sür, sarımsak sür beklet, yumurta sür, yok sadece tıraşla yazmış.Ve çoğu “şunu yaptım, şimdi sakallarım Ahmet Kaya’nın sakalını geçti” demiş. Birisi 14 yaşında, birisi 15, birisi 13, birisi 18… Ve biri tam da düşündüğüm yorumu yapmış, okuduğumda gülmekten öldüm: “Arkadaşlar ben de 11 yaşındayım, yumurtayı bir güzel pişirip yüzüme sürdüm, beklettikten sonra yüzüme sürdüğüm yumurtayı ekmeğe banıp yedim, şimdi Ahmet Kaya’nın 2 katı sakalım var.”
  • “Ne zaman vaktin var? dedi. Her zaman. Ona bu sözü söylemedim tabii. Her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz.” Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken
  • “Havaya girdin mi, Galatasaray çakar sana.” Rıdvan Dilmen http://s14.directupload.net/images/120217/bayrvr73.swf
  • İç çamaşırlarımı ve çoraplarımı elde yıkadıktan sonra -makine yok- bloglara bir göz atayım dedim. Düşünce Sandalı diye bir blog gördüm. Sağ menü komple aynı, benim blogun aynısı. S.U der ki; yapmış aynı benim gibi. Ama altına benim dediklerimi yazmış. Ve isim belirtmemiş. Haftanın özeti yapmış, benim özetlerde bir kaç söz alıp paylaşmış, yine isim belirtmemiş. Hepsini kendine mal etmiş. Adama “emek hırsızlığı yapıyorsun” diye mesaj atıyorum güzel bir dille uyarıyorum. Bana “etkilenmiş olabilirim haberim yok” falan diyor. Nihayetinde özür de diliyor tabi. Kızdığım tek nokta şu: Hayır yani, tamam almışsın benim bloğu aynen oraya, etkilenmişsin eyvallah, ama ismi paylaşmazsan altında bu “hırsızlık” olur yani.
  • Güney Afrikalı 28 yaşındaki ünlü kriket oyuncusu Haşim Amla, takımının sponsoru olan alkol firmasının reklamını giydiği formaya yazdırmıyor.. Bunun karşılığında her ay 500 $ ceza ödüyor.
  • Normal bir hattan mesaj geliyor bana: “Tebrikler! Değerli Müşterimiz 4 Büyük Takımın Taraftar Formasını Hediye kazandınız. Hediyenizi almak için hemen arayın: 0216 370 22 **” Ve ben cevap atıyorum bunlara, çünkü normal hat, mesaj gider: “Nereden müşterin oluyorum lan senin? Hem ben Göztepe’liyim, ne yapayım 4 büyüğü. Hadi kaybol.”
  • Patronumun kütüphanesine bayıldım. Oradan 4 kitap aldım, bitirince almaya devam edeceğim. Çok sağ olsun.
  • HTML5 – NetBeans Arayüz Düzenleme – JAVA JSF ve Android Eclipse Arayüz Geliştirme… Çalışmalar devam ediyor…
  • Yazamadığım konusunda herkes hemfikir ise, yazmaya 3-4 sene ara vermeyi düşünüyorum. Bakalım, düşünüyorum şimdilik.
  • Bloga yeni bir yazar transferi yaptım elbette. Onun müthiş yazıları süsleyecek yine buraları.
  • Yoruldum ulan.
  • Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa? Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi. Sabahları dilimizde akşamdan kalmış bir küfür, salonlar, piyasalar ve Kapıağası Durağı.
  • Bir sonraki yazı: Tüketici Toplum

4 comments on “Haftanın özeti #74

  1. “Yazamadığım konusunda herkes hemfikir ise, yazmaya 3-4 sene ara vermeyi düşünüyorum. Bakalım, düşünüyorum şimdilik.”
    Yazamadığını düşünmüyorum. Yalnız daha yolun çok başındayız. Cemil Meriç der ki; “İstanbul’da çıkan ilk yazılarım tercüme bürosunun kepazeliklerini teşhir eder. Ben edebiyata sürünerek girmedim, prens olarak girdim, şövalye olarak girdim ve Palas Atena gibi zırhlarımla doğdum. İlk yazımla son yazım arasında büyük bir fark olacağını sanmıyorum. Ağaç dal budak salmış,büyümüş, o kadar.”
    Ben de prenses olarak girmek isterim, o yüzden şimdiki yazılarımı yayınlamak istemiyorum ama kahretsin paylaşmadan duramıyorum işte..

  2. haftanın blogu olarak seçtiğiniz için teşekkür ederim. şairin deyişiyle “Marifet iltifâta tâbidir, iltifatsız metâ zâyidir”.
    herşey gönlünüzce olsun:)

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s