Ara Vermenin Dayanılmaz Yoğunluğu

Blog açılalı, 3 yıl oldu. 2009′un Mart’ında açtım, şimdi 2012′nin Mart’ı…

Hayatım boyunca çok şey yaşadım. Yeri geldi içtim, yeri geldi 5 vakit namaz kıldım, yeri geldi aşık olup evinin önüne gittim, yeri geldi sevdamdan ağladım, yeri geldi seviştim, yeri geldi dışarıda kaldım, yeri geldi otostopla gezdim, yeri geldi 3-4 kişiden dayak yedim, yeri geldi tehdit edildim, yeri geldi 1 hafta aç kaldım, yeri geldi aldatıldım, yeri geldi aldattım, yeri geldi sustum, yeri geldi yaşadım, yeri geldi mafyanın çatışmasının ortasında kaldım, yeri geldi otelde çalışırken otel odasında orospuya 100 TL bayılan adamın inlemelerini duydum, yeri geldi onları kapı deliğinden izledim, yeri geldi esrar taşıyan birisiyle beraber esrar sattım, yeri geldi cigara içilen ortamlarda oldum, yeri geldi terk edildim, yeri geldi gördüm, yeri geldi düşündüm, yeri geldi inşaatta çalıştım, yeri geldi sinemalarda gezdim tozdum, yeri geldi tarlada çalıştım, yeri geldi insan oldum ve hep insan oldum, olmak için çalıştım…

Ama hiçbir zaman, hayatım boyunca hiçbir zaman bir insanın kalbini kırmadım, kırmamaya çalıştım. Benim kalbim çok kırıldı, hala kırılıyor. Acısını iyi bilirim. Ben, mutsuz geçen hayatların deneme tahtasıydım. Hayatının monotonluğundan sıkılan her kraliçe beni kullandı.

Bana “seni özledim” bile diyemeyen insanlar denk geldi hep. Hep canımı acıttılar. Erkekliğe sığar mı lan ağlamak dedikleri geceler de ağladım ben en çok. Ve tam sevme zamanlarında nefret ettim onlardan. Ve nefret etme zamanlarında sevdim onları. Herkes kraliçeydi, herkes ulaşılmazdı.

Yaşım 21. Belki de önümde yaşayacağım çok şey var. Ama eminim, hep arkadan bakan ben olacağım. Hep onlar gidecek. Onlar gidecek ve istedikleri zaman gelecekler. Onlar istediklerini söyleyip kalbimi kıracaklar ve onlar gülecek.

Sinirimden çatlayacak zamanlarım da oldu elbette. Yağdırdığım küfürler her acımın bir göstergesi gibiydi. Yüreğime atılmış her bir yaranın tekrar kanaması gibiydi. Ben, hiçbir ilişkimde ‘ben’ diyemedim. ‘Sen’ dedim, sen… Biz diyemedi kimse, diyemez de zaten. Güvercinin omzuna sıçtığı gibi benim ağzıma sıçtıkları oldu. Aniden ve hızla. Sadece susup baktım ve bazen susmayıp küfür ettim.

Dostlar… Onlarda suç bulmuyorum. Hangi insan bu devirde çıkarı olmadan iş yapar ki? Benden başka. Ve kullanılmışlık hissi. Herkes açık sözlü olunca ‘iyi’ olurdu, ben ‘açık sözlü’ olunca sivri dilli, ukala olurdum.

İlk defa lisede, okulun kaşarına vurulmuştum. İlk defa bir kıza aşıktım. Aşkın tanımını bilmeden, aşık olmuşum haberim yok. Gidip konuşmak istedim. Birinin aracılığıyla haber götürdüm. Kız kabul etti. Sevindim. Çünkü herkesi etmiyor, beni etti sandım. İlk defa bir kızla sadece bu aşk konularını konuşacaktım. Diyeceğim iki kelime vardı ama bakın benim halime:

- Şey, naber?
- İyiyim ya, senden?
- Te te te te teşekkür edededededederim.
- Sakin ol ya.
- Okulun en güzel kıkıkıkıkızısın.
- Biliyorum elbette, bunu söylemek için mi çağırdın beni ya?
- Yoyoyoyoyoyok. Şey… Ben senden hohohoşlandım.
- Bende bir şey var sandım ya, ayakkabılarına baksana önce.
- … (Yutkundum, güçlükle)
- Off hadi zil çalacak ben kantine gidiyorum, Berk’ler orada.
- Tamam, git…

İşte benim ilk denemem bile böyle olmuştu. Beni ayakkabılarımdan vurmuştu. Kundura giyerdim, okul elbisesinin altına bir tek o giderdi. Konvers dedikleri ayakkabıları sonralardan giymeye başladım ben. Konvers ile doğmadım ki. Ben kundura giyerken Berk’ler Aytuğ’lar konvers giyerdi. Anadolu kokardık biz, nereden bilelim. Babamız yanımızda içki içerken annemizin kalçasına vurup “orospu seni, çok seviyorum” demedi hiçbir zaman. Çünkü babamız içmezdi de. Çünkü saygı önemliydi, çünkü insanlık önemliydi. Belki annemi ara sıra döverdi ama şimdi hala mutlu şekilde yaşarlar. Biz edepli adaplı büyümüştük. Bilemedik başlarda gençlerin neyi sevdiğini. Ve saçımızı taramayı.

O günden sonra hiçbir insanı görünüşü için yargılamadım. Kilosuna, boyuna, posuna, elbisesine, ayakkabısına, sesine laf söylemedim. Bu tür şeylere önem veremedim ben. Veremezdim de. Yeri geldi paraya bile değer biçtiler, ama kalplere biçmediler.

İnsanlar, sizi akıl ve alçak gönüllülük konusunda yenemiyorsa kendisinde olup ta sizde olmayan bir şeye takar: Ayakkabı, kilo, elbise, okul, para ve şerefsizlik. Evet şerefsizlik onlarda vardı, bizde yoktu. Ona bile taktılar yeri geldiğinde…

Şivemle dalga geçtiler… Eyvallah diyebildim sadece, e harfini uzatarak.

İnsanlar adi şerefsizin teki diyeceğim ama biz de insanız iki gözüm.

Ve sonra… Oturdukları yerden babasının parasıyla, annesinin altınlarıyla bana şov yapan siz güzel insanlar… “Eh işte hala tam anlamıyla yazamıyorsun” diyen güzel insanlar. Sizin babalarınız tomar tomar para getirirken, biz inşaatlara gidip babamıza yardım ettik. Sizin babalarınız, ağabeyleriniz, ablalarınız kitaplar okuyordu. Ve doğduğunuz zaman bile kitap gördünüz. Ben, bizim eve ilk kitap sokan adamım. Ağabeyimin okul kitaplarını saymazsak… Bana kimse işimi de öğretmedi, kitap da önermedi. Ben gittim, hayattan istedim. Ben ne istediysem, kendim aldım hayattan.

Azmime bayılan siz güzel insanlar. Yaşanmışlık var ve görmüşlük. Şimdi benimle dalga geçmenizi, alaya almanızı neden aldırmıyorum, neden mahçup olmuyorum anladınız mı? Ben en son; bakkala, defterle gittiğimde “baban önce borçları ödesin ekmek yok size” sözlerini duyunca mahcup oldum, ağlayarak eve koştum.

Bir insanın ailesi neyse, kendisi de hemen hemen odur. Beni adam gibi büyüttüler. “İşte çok yokluk çektim, şimdi paranın kıymetini biliyorum” diyen insan. Yapma güzel insan, yapma. Yokluk çeken adam ben gibi olur, diğerleri gibi olur. Paraya tapmak mıdır zamanında yokluk çekmek?

O gece anladım.

İnsanları, hayatı ve paranın böyle bir adi bir şey olduğunu. Siz paraya tapmaya devam edin, siz işinize tapmaya devam edin, siz kariyerinize, siz giysilere, siz ayakkabılara, siz modern olmak adına cool müziklere  tapmaya devam edin. Biz değişmedik ulan, değişmedik değişmeyeceğiz!

Size bir şey söyleyeyim mi? Bu yazıyı yazarken gözlerimden akan yaşların bütün sebebi göz damlasıdır. Çok okumaktan mıdır nedir, gözlerim ağrıyordu da… Sevgiyle kalın, saygıyla kalın. Ben burada 3 yıl boyunca bir şeyler anlatmaya çalıştım. Kendiniz olun dedim, ailenizin istediği insan değil. Kimseye dinletemedim, demek ki yeteri kadar iyi değildim. Hala iyi değilim, yazmaya ara veriyorum güzel insanlar.

1 yıl ara verdiğim müziğe geri dönüyorum. Bağlamamı bugün gönderdiler. Herkes kız götürmek için gitar çalarken, ben gidip bağlamayı seçtim. Bağlayamadık ama insanları sevdik…

Ben sizi özleyeceğim, sizde özlerseniz sevinirim. Çünkü artık konvers ayakkabılarım, parfümüm ve birkaç iyi yazım var…

Ve son bir kez kötü espri yapayım, küfür etmeyin lütfen: Siz Mutlu olun, ben Anamur’lu olurum. (Hani Mut, Mersin’in ilçesi ya, o bakımdan şey yaptıydım…)

21 comments on “Ara Vermenin Dayanılmaz Yoğunluğu

  1. Ben sadece bağlama çalacaksın diye ara verdiğini düşünmüyorum. Yani başka nedenler var, bırakmasaydın keşke.

  2. 3.yıl süprizin bu muydu? ayrıca yazı çok anlamlı olmuş yinede sonunda güldürdün hepimizi, seni bekleyeceğiz.

  3. Özgün yazan blogları toplasan 5′i geçmez. Biri de ara veriyor. Aferin siz böyle yapın, sonra ortalık bir yazıda dediğin gibi yalakalara kalsın.

  4. “Güvercinin omzuna sıçtığı gibi benim ağzıma sıçtıkları oldu. Aniden ve hızla. Sadece susup baktım ve bazen susmayıp küfür ettim.”

    bunları özleyeceğiz çocuk..

  5. Devran’a yakışır bir veda şekli aslansın, fahrettin cüreklibatur ise sende yürekli batursun lan.

  6. “Ben, mutsuz geçen hayatların deneme tahtasıydım. Hayatının monotonluğundan sıkılan her kraliçe beni kullandı.”

    OHAA BU LAFA ÖLÜNÜR BEE

  7. yani sen şimdi bi daha yazmayacaksın, yada uzun bi süre ve bunu face sayfanda beğenenler var yha, ben çok üzüldüm beğenmedim de bence zamanı değil şimdi ara vermenin

  8. Hacı abi Okan Bayülgen’in önerisiyle gelmiştim bu bloga. Başta sivri bulmuştum o medya yazın yüzünden seni ama sonra diğer yazılarını da okudum, sonra hep okumaya başladım. Umarım geri dönersin bir gün.

  9. Bırakıp kaçmak sana göre değil.Açıkcası “blog”unu önceden takip etmiyordum sadece 1 hafta kadar önce bir yazın denk geldi okudum beğendim.En azından içinden gelenleri yazan sadece ben değilmişim diye sevindim.Ben senin kadar profesyonel değilim sadece arasıra sıkılınca yazıyorum.Bazı insanların ders almak için gerçekten yazılarını okuması gerekiyor.Bizim insanımız okumayı bilmez ya neyse…Uzatmanın bir anlamı yok geri dönüp yazman dileğiyle…

  10. Erkekliğe sığar mı lan ağlamak dedikleri geceler de ağladım ben en çok. Ve tam sevme zamanlarında nefret ettim onlardan. Ve nefret etme zamanlarında sevdim onları.

    burayı çaldım devo haberin olsun

  11. Bırakmaman gerektiğini söylememe gerek yok, biliyorsun zaten.
    Ama nasıl iyi hissediyorsan, öyle devam etmelisin.
    Sana ne iyi gelecekse onu yap.

    Ama biz yazdıklarını özleyeceğiz. Dürüst olan bir kaç kişiden birisin. Unutma

  12. ara vermek için güzel bir zaman değildi….yazılarını özleyecem devo…özellikle iğneleyici yazılarını …:(

  13. Ara vermek güzel şey ama fazla uzatmamak kaydıya :) dönüşünün muhteşem olacağını da biliyorum çünkü hep bir kademe atlıyorsun benim gözümde.. :)

  14. hadi seni şaşırtayım da bi yorum yapayım :)
    n’olur gitme, yaz, kal demeyeceğim bilirsin istediğinde gider istediğinde gelirsin
    ben zaten her gün görüyorum seni :D
    ya ama ne diyeceğim biliyor musun bari haftanın özetini yazsaydın canım o kadarcık kalsaydın hani….. :))

  15. eee leri bende uzatıyorum eee ne olacak ki samsunda herkes öle ağızda yuvarlayarak :d eellli der :D
    gitme kal burada, mut ta da olsan, anamur da da :d

  16. Hi, I came across your site and wasn’t able to get an email address to contact you. Would you please consider adding a link to my website on your page. Please email me back.

    Thanks!

    Madison
    maddie0147@gmail.com

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s