Oyun

Odadan yankılanan sesler insanı tedirgin ediyordu ama korkudan altına sıçsanız dahi bundan vazgeçemezsiniz. Üstündeydim ve nefes nefeseydik. Elleri kalçalarımda geziniyor, tırnaklarını belli aralıklarla belimde hissediyordum. O sırada karşıdaki duvar, bizi televizyondan izleyen binlerce insan tarafından kalple doldurulmuştu. Bir an tüm dengemi kaybettim, yataktan düşecek gibi oldum ve o sırada insanlardan gelen yorumların seyri değişti. “Seni beceriksiz salak, konuş şu kadınla!”, “Ne yaptığını sanıyor bu?”, “O kadar kalp gönderdik farkında mı bu salak?”, “Konuş şu kadınla!” gibi sesler iyice dikkatimi dağıtıyordu. Sonunda konuşabildim.

“En çok da saçlarının beyaz kısmını seviyorum Cemile.”

Bu söylediğimi beğenmemiş olacaklar ki, tüm izleyenler teker teker kanaldan çıkmaya başladı. Kanal sunucusu mikrofonu eline aldı. Ulusal yayın yapan bir kanaldı bu. Ben de yana devrilip soluk soluğa sesini açıp dinlemeye başladım.

“Performansınız bugün oldukça kötüydü Resul Nikova ve Cemile Lopeza. İzleyenler verdikleri paradan ve kalpten pişman. Sizi bir süreliğine engellemek zorundayım. İyi geceler.”

Televizyonu göz kapaklarımla kapattım. Elbette bu soyisimler gerçek soyisimlerimiz değildi. Cemile yanındaki komodinden telefonu alıp NeffRet uygulamasını açtı. Ben de telefonu alıp yanına uzandım. Bugün saatlerce sevişmekten kimseden nefret etmemiş ve kınamamıştık. Bu bize epey puan kaybettirmişti. İlk 10 listesinden ikimizin de adı silinmişti. Cemile, politik liderlerden başlayarak “Kın!” butonuna abanıyordu ve neredeyse sinirden çıldıracaktı. Ben de günün gerekli kınanması gereken birkaç haberden ve insandan başladım. TV yıldızları, şaklaban program sunucuları ve en çok da siyasi liderler olmak üzere kınamaya başladım. Kısa sürede ikimiz de yeniden İlk 10’a girmiştik. O sırada Cemile’ye uygulamadan bir mesaj geldi.

“Selam. Birlikte kınayalım isterim. Ne dersin?”

Cemile ve ben bu fırsatı kaçırmayacaktık ve duş aldıktan sonra hızlıca adamla sözleştiğimiz yere doğru yola koyulduk. Dışarıda her şey olağandı. Herkesin başı öne eğik bir şekilde telefonlarındaki uygulamaları kullanıyorlardı. Kimi bağırarak kınıyordu, kimi insan vitrininden yeni insanlar seçiyordu, kimi ise canlı videolar çekerek para kazanıyordu. Bu oyunun içinde olmaktan hoşnut değildim. Yorulmuştum. Cemile olmasa, bir saniye bile durmam diye düşünüyordum. Ellerimi tuttu ve birden koşmaya başladık. Telefonlarıyla şehirdeki en küçük taşı bile görüntüleyen insanlar bizi de çekmeye başlamıştı. Sokağı döndüğümüz gibi polislerin bir adamı dövdüğüne şahit olduk. Telefon kullanmayan bu adamı polisler, karakola götürmekle tehdit ediyor ve hemen herhangi bir uygulama açıp gerekli işlemleri yapmasını istiyordu. Adamın yüzüne baktım. Bezmişti. Yere bıraktı kendini. “Öldürün beni!” diye bağırıyordu. Bağırışları duyan insanlar video uygulamalarını açarak olayı çekmeye başladı.

Geç kalıyorduk. Hızlıca oradan ayrılıp adamla anlaştığımız yerde buluşma yerine doğru gittik. Geldiğimiz bu izbe yeri daha önceden duymuştuk. İnsan pazarı gibi bir şeydi. Kadınlar veya erkekler kendilerini sergiliyor ve diğer insanlar da beğendikleri kadınları ya da erkekleri sağ kapıdan çıkararak evlerine götürüyorlardı. Sol kapıdan çıkarılan insanlar ise bir daha pazara konulmamak üzere men ediliyordu. Seçilmek için elinden geleni yapan kadınlar ve erkekler. Çeşit çeşit insanlar. Her yer insan dolu. İğne atsan yere düşmez. Bağırışlar, gürültü. Korkunç bir yer burası. Herkesin elinde telefonlar ve pazarın etrafına dizilmiş sergilenen kadın ve erkekleri kayda alıyorlardı.

Cemile bir anda dengesini kaybedip üstüme düştü ve kusuyordu. Midesi bulanmıştı. Biraz uzaklaşıp bir yere oturduk ve Cemile telefondan AğlaŞimdi uygulamasını açıp kamerayı yüzüne yaklaştırdı. Kendisini çok kötü hissediyordu ve telefon gözlerini algılayınca ağlamaya başladı. Bu uygulama yalandan ağlayanları yakalıyor ve onları süresiz engelliyordu. Belli ki Cemile çok duygulanmıştı, telefon yaklaşık on dakika kadar Cemile’nin yerine ağladı. Cemile’yi böyle görünce telefonumdan İçŞunu uygulamasını açıp sigara içmeye başladım. Günlük beş tane hakkım vardı ve bu dördüncüydü. Eğer biterse “premium” üyelik alarak sigara hakkımı arttırabilirdim, o yüzden rahattım. İnsan pazarını geçtikten sonra nihayet buluşacağımız yere varmıştık. İçeride yüksek sesle metal şarkılar çalıyor ve insanlar ellerindeki telefonlar veya tabletlerle birlikte bağırıp çağırıyorlardı. Müthiş bir kalabalık vardı ve ne olduğunu anlayamadığımız için kalabalığı yarıp sahneye doğru yürüdük.

İzleyenler telefonlarından deli gibi yatırım yapıyor ve bulunduğu alanı paylaşıyordu. Sahne ise adeta bir boks alanine andırıyordu. Dört tarafı gergin iplerle kaplı bu sahnede erkekler ve kadınlar birbirleriyle sevişiyor ve etraftaki izleyenlerin dediklerini yaparak daha da iğrençleşiyorlardı. Ben ve Cemile elele tutuşmuş olanları şaşkınlıkla izliyorduk. Çılgınlıktı bu! Sevişmekten yorulan kadınlar yerini yenilerine bırakıyor ve hatta bazen izleyenlerden bile katılan oluyordu. Önümüzde bir adam soyunduktan sonra telefonundaki kınama uygulamalarından herhangi birini açarak, o an, orada ülkedeki diğer toplumsal olayları kınıyordu. Bu çok basitti. “Kın!” butonuna basmak yeterliydi. Ben ve Cemile onu izliyorduk. Çıplak şekilde dans ederken gelişen olayları kınıyor ve sonradan oradaki sahneye katılıyordu.

“Cemile, gidelim buradan.”

“Gidelim Resul.”

Birbirimizin gözlerine baktıktan sonra üstümüzdeki tüm telefonları ve tabletleri sahneye fırlattık. Bir süre şaşkınlıkla bu hareketimizi izleyen insanlar bizi linç etmek için telefonlarına sarıldılar ve fotoğraflarımızı çekip sosyal medya sitelerinde paylaşmaya başladılar. Cemile ile göz göze geldik. Bu oyundan çok sıkılmıştık. Koşarak oradan uzaklaştık. Dışarı, sokağa çıktığımızda insanlar bizi çekmeye ve çeşitli uygulamalarda yayınlamaya devam ediyorlardı. Yanımızdan geçen bir ailenin küçük çocuğu “Anne şunlara baksana, telefonları yok ve gökyüzüne bakıyorlar!” diyerek bizimle dalga geçti. Berbat bir haldeydik. Ailecek güldüler bize. Çocuğun ablası elindeki vanilyalı latte kahve bardağını düşürdü. Çünkü bu gerçekten çok komik ve çok garip bir olaydı. Buna aldırmamaya çalışıp koşmaya devam ettik. Her yerde insanlar sıraya girmiş ve telefonlarıyla etrafındaki olup bitenleri çekip paylaşıyorlardı.

“Kendimi çıplak hissediyorum Resul.”

“Ben de Cemile. Nefes alamıyorum sanki.”

“Belki de gerçekten nefes almamalıyız.”

“Anlamadım?”

“Gel benimle.”

Cemile önümde koşmaya başladı, ben de arkasından onu takip ediyordum. Herhangi bir deniz kıyısına geldik ve kayalıkların üstüne çıktık. Denizden geçen lüks bir yattan insanlar ellerindeki telefonlarla bizi çekiyor ve kahkaha atıyorlardı. İğrenç pop şarkılarını açarak çılgınca dans ediyorlar ve birbirlerinin fotoğraflarını çekip şakalaşıyorlardı. Cemile ve ben soyunmaya başladık. Çırılçıplaktık ve elele tutuşup son kez birbirimize baktık.

“Bu bir kaybediş değil Cemile, bu bir cesaret örneği.”

“Sana seni sevdiğimi söylemek istiyorum Resul ama telefonlarımız yanımızda değil.”

“Dene Cemile, belki başarabilirsin.”

Denemedi. Elele kendimizi soğuk mavi sulara bıraktık. İnsanlara müthiş bir hediye bırakmıştık ardımızda. Üstüne konuşulacak, tartışılacak ve hatta belki de bu konu üzerinden birbirlerine ilan-ı aşk edecekler, sevişecekler, birbirlerini takip edecekler ve belki de günün birinde bizim yaptığımızı yapacaklardı.

“Bu oyuna bayıldım Resul! Sanki gerçekmiş gibi.” Yorulmuştuk, xBox’ı kapatıp uyuduk.

*Ağustos 2015’te YM Dergi’de yayımlanmıştı.

Reklamlar