Taraftar burada, futbol nerede?

Merhaba.

Son günlerde TV’lerde daha çok konuşulmaya, gazetelerde daha çok yazılmaya başlandı. Taraftarlar nerede? Neden statlar bomboş? Çok değil, iki sezon önce 50 bini dolduran statlar neden 15 bini zor görüyor? Hâliyle futbolla ve sporla ilgilenen ve parasını bundan kazanan herkesi tedirgin ediyor bu durum. Eder de, etmeli de.

Ben öncelikle bir taraftar olarak statların dolmamasından memnunum. Hatta mümkün olduğu sürece Digiturk / DSmart / Tivibu gibi fahiş fiyatlarla maç izleten firmaların da abonelikleri iptal edilmeli ve abonelikler daha uygun fiyata çekilene kadar izlememeli. Şimdi, soru şu: İnsanlar maçları izlemek istiyor. İnsanlar futbol izlemek istiyor, kaliteli maçlar izlemek istiyor. Milyon dolarlar alan ama halı sahaya yedek olarak bile çağrılmayacak olan Tarık Çamdal’ı izlemek istemiyor kimse. Bunu neden kimse anlamıyor? Dokunuyor bu adamın aldığı maaş taraftara. İçini acıtıyor. Normal bir iş dünyasında bir çalışan işini yapar ve maaşını alır. Kaldı ki bir de taraftarın desteğiyle ayakta kalan şirketsiniz, o yüzden daha çok canı sıkılıyor taraftarın. (Sponsor mu? Sponsor bulabiliyorlar mı? Üç büyükler bile sponsor bulmak için kırk takla atıyor.)

Şunu bir kere artık TFF’sinden en küçük futbol birimine kadar her yöneticinin anlaması lazım: Taraftar artık aptal değil. Artık teknoloji çağında yaşıyoruz. Artık tüm dünyadan haberimiz var. Artık tüm bilgiye tek tıkla ulaşabiliyoruz. Artık Bayern Münih’in, Dortmund’un maç bilet fiyatlarını biliyoruz. Tüm dünyada futbolun nasıl oynandığını görüyoruz. TV yayın haklarını araştırabiliyoruz. Hepsini karşılaştırabiliyoruz. Haa, bir de KAP var son yıllarda. Sonuçta, kamuyu aydınlatmak için getirilen bir sistem değil mi? Aydınlanıyoruz, o adamlara o maaşlar verilince gerçekten aydınlanıyoruz. Futboldan soğuyoruz, tuttuğumuz takımdan, eğlencemizden soğuyoruz. Soğuduğumuz için de statlara gitmiyoruz. Zaten bilirsiniz, o statlara gitmek öyle zor ki İstanbul’da. Dönüşü daha bir zor. Bunu ne için çekelim? Kötü futbol mu? Yoksa aklımızla alay edermişcesine harcanan paralar için mi? Fahiş fiyatlar için mi ya da?

Taraftar nerede? Bunu tartışıyorlar. Taraftar olduğu yerde. Futbol nerede asıl? Futbolun bir spor olduğunu ve eğlenmek adına yapılan müsabakalar olduğunu unutanlar nerede? Futbol endüstriyel bir ticaret hâline uzun zaman önce dönüştü ama uzun zaman önce insanlar bu kadar bilinçli değildi. Bu kadar kolay ulaşamıyordu bilgilere. Ama artık öyle değil.

Taraftarı geri mi istiyorsunuz? Statların dolmasını mı istiyorsunuz? Lisanslı ürünlerinizin daha çok alınmasını mı istiyorsunuz? Pek tabii, bunları istemek çok doğal. Hakkınız. Ama bizi müşteri yerine koyuyorsanız -ki bu isteklerle koyuyorsunuz- o zaman müşterinin de istekleri var ve müşteri her zaman nedir? Haklıdır, doğru cevap. Taraftar geri gelir, bu basit ama önce passolig denen sistemin değişmesi lazım. Yine al bilgilerimizi, istersen anne kızlık soyadını bile verelim ama sistem bu şekilde işlemez. Bunu göremeyen yok zaten rant var ihale var para var işin ucunda. Lisanslı ürünler satın alınır destek olmak için ama bir formayı 160 TL’ye satamazsın hemşerim. İnsanın aklıyla alay edemezsin. Satın almamızı istiyorsan daha makul fiyatlara çekersin, tüm taraftar da destek olmak için alır. Karar sizin.

Ben umuyorum ki, bu böyle devam etsin. En azından bu yıl böyle devam etmeli. Spor şirketlerinde ve takımlarda çalışan, ekmeğinde, işinde gücünde olan emekçiler kusura bakmasın, bu protesto onlara değil, onlar da biliyor. Bu protesto sömürülmeye karşı. Bu protesto Tarık Çamdal’ın maaşını ödememek için. Biz sizler için her şeyi yaparız, sizle sorunumuz yok. Sorun sistemle, sorun zihinlerle, sorun fahiş fiyatlarla.

Tekrarlıyorum ve bitiriyorum: Taraftar artık aptal değil. Eğer bizler müşteriysek bizim isteklerimizi yerine getireceksiniz. Eğer getirmezseniz boş statlara yıldız futbolcularınız oynamaya devam eder. Zaten futbol namına hiçbir şey yok ortada…

#euro2016 – son 16 ardından

maç yorumlarına girmeden bir iki yorum: neden en güzel maçları en kötü spiker ersin düzen’e veriyorlar? nedir, yandaşlık mı? ersin düzen, temiz düzgün iyi bir adam, iyi bir sunucu ama çok kötü bir maç spikeri. almanya-italya maçına da onu verirlerse şaşırmam. cüneyt çakır‘da formsuzluk vardı. yine de finalin en büyük adaylarından.


isviçre – polonya

tahminim tuttu. zar zor da olsa polonya’nın geçeceğini tahmin etmiştim. gerçekten de çok zor oldu. bana kalırsa isviçre ikinci yarıdaki oyunuyla daha çok hak etti ama xhaka o penaltıyı kaçırınca turnuva da sona erdi isviçre için. polonya bu futboluyla ve lewandowski bu kötü performansıyla ne kadar gidebilirler, bilemiyorum. tek avantajları rakipleri, en az onlar kadar kötü portekiz.

galler – kuzey irlanda

tahminim tuttu. galler pek umut vermese de futboluyla öyle ya da böyle çeyrek finale çıktılar. rakipleri belçika, işleri epey zor.

hırvatistan – portekiz

tahminim tutmadı. ilginçtir ki, hırvatistan elenerek beni şaşırttı. üstelik çok kötü top oynayan portekiz’e elenmeleri daha bir üzücü oldu. portekiz’in oyunundan gram zevk almıyorum. en öne çıkan futbolcu nani. efsane bir pas attı ronaldo’ya.

fransa – irlanda

tahminim tuttu. tuttu tutmasına ama fransa için başta o kadar da kolay olmadı maçı koparmak. fransa’nın oyunu çok dengesiz. bi çok iyiler, bi çok vasat. futbol şansı da yanlarında daima.

almanya – slovakya

tahminim tuttu. ben slovakların çok zorlayacağını düşünüyordum ama almanya eski gücüne kavuşmuştu. gomez’i oynatmayı artık akıl ediyor löw. yani elinde gomez var, oynatmamayı mantığa dayandıramıyorum. gerçekten gomez çok ama çok iyi bir santrafor. slovakya pek direnemedi. almanya için bebek oyuncağıydı. almanya artık eski gücünde.

macaristan – belçika

tahminim tuttu. maç belli bir süreye kadar ortada gitse de belçika kalitesini konuşturdu, maçı kopardı ve 4 – 0 gibi rahat bir skorla macarları evine gönderdi. belçika’nın kalitesi gerçekten hayranlık uyandırıcı. o kadar küçücük ülkeden bu kadar yıldız çıkması, nereden bakarsanız bakın takdire şayan. altyapı mı dersiniz, sistem mi dersiniz, ne derseniz deyin. macarları da tebrik etmek lazım. bu maça kadar gayet iyi oynadılar.

italya – ispanya

tahminim tuttu. canım italya, ispanya’yı ezdi geçti. maçın genelinde de italya’nın üstünlüğü vardı pozisyon açısından. italya çok istiyor bu kupayı, hem de çok. her bir futbolcusunun hırsından bunu kolaylıkla anlayabiliyoruz. bence finale kadar gidecekler. aman nazar değmesin.

ingiltere – izlanda

tahminim tuttu. hatırlayacağınız gibi izlanda’nın eleyeceğini yazmıştım. öyle de oldu. müthiş bir savunma anlayışı var izlanda’nın. gerçekten disiplin abidesi bir takım. onlar da çok istiyor. helal olsun sana izlanda. tek cümleyle helal olsun. ingiltere’ye gelince… wilshere’ı kurtarıcı olarak oyuna almak nedir ya? koca sezon üç maç oynasın, sen git ondan medet um. ingiltere bunu hak etti. bağıra bağıra gösteriyordu hem de. bu kadar kötü bir teknik hoca ile bu kadar olur. 1: hodgson, 2: terim. çok para alıp bir şeyi beceremeyen ikili.

hırvatistan dışında tüm tahminlerim tuttu.

çeyrek finalde neler olur?

polonya – portekiz

son maçlarına bakıldığında iki müthiş kötü takım. portekiz’i bazı spor yazarlarının iyi bulması çok garip. portekiz’in bir takım olmakla uzaktan yakından alakası yok. polonya’da ise lewandowski’nin aşırı formsuzluğu takımın ofansif gücünü düşürüyor. kısır geçecek bir maç ve polonya’yı %51 ile daha şanslı görüyorum. tahminim: polonya

galler – belçika

bence galler’in yolu buraya kadar. belçika, galler’i çok zorlanmadan geçecektir. zorlansa dahi geçecektir. geçmelidir. belçika bunu hak ediyor. tahminim: belçika

almanya – italya

erken final derler ya, işte erken finalin tanımı bu maç. ikisinin final oynayacağını hep düşünürdüm ama çeyrek finalde karşı karşıya geldiler. almanya, geçen dünya kupası’ndaki oyununu yakaladı. şu ana kadarki turnuvanın en güzel maçı bu olacaktır, buna eminim. almanya’nın da şansı çok büyük, italya’nın da… ama isteğim ve tahminim yine italya’dan yana. italya, almanya’yı geçecek diye düşünüyorum. tahminim: italya

fransa – izlanda

bir sürpriz daha yapıyorum ve artırıyorum! izlanda, fransa’yı da eleyecek diye düşünüyorum. fransa yerine izlanda’nın yarı finale çıkmasını isterim. fakat fransa, ingiltere gibi oynamıyor. en azından onlardan daha iyi. formda oyuncuları var. izlanda için çok zor bir maç olacak. fransa’nın eleme ihtimali daha büyük olsa da… tahminim: izlanda

çok erken bir tahmin: italya – belçika final oynar gibi. bakalım. (böyle dedim diye ikisi de çeyrek final’de eleniyormuş bir de…)

 

#euro2016 – ikinci maçlar ardından

  • slovaklar sürpriz yaptı. ruslara artık güle güle diyebiliriz. marek hamsik gösterdi klasını.
  • şu ana kadar dmitri payet en iyi oyunu oynayan futbolcu. fransa nispeten daha iyi top oynuyor diğer ülkelere göre.
  • ingiltere, roy hodgson ile bir bok yapamaz. harry kane büyük hayal kırıklığı. ingiltere gruptan çıktı ama bu taktik ve bu kadro seçimiyle çok fazla gidemez bence.
  • kuzey irlanda beni epey şaşırttı. ukrayna’yı 2-0 yendi. helal olsun.
  • low ve almanya forvetsiz oynamakta ısrar ederse işleri zor. gomez’i arıyor gözler sürekli.
  • favorim italya yine iyi oynadı isveç karşısında. golü geç bulsa da italya, hırsıyla çok istediğini gösteriyor bu kupayı.
  • hırvatlar 2-0’dan sonra çok şımardı. 60’ta modric’i oyundan almalar, rakitic’in artistik hareketleri falan. çek’ler acımadı, geri döndüler.
  • türkiye adına söyleyecek bir şey yok. şu ana kadar turnuvanın en alt, en kötü takımı. açıkçası başlamadan önce umutluydum ama çok büyük hayal kırıklığı milli takım. hem kötü oynuyorlar hem bize trip atıyorlar, böyle de lüksleri  var. artık umudum yok.
  • belçika, her turnuvada gizli sürpriz olarak gösterilir. çünkü çok iyi bir takım. irlanda’yı kolay yendiler.
  • turnuvanın en iyi hakemi şu ana kadar cüneyt çakır diyebiliriz. final kesin onun bence.
  • şu ana kadar oynanan maçlarda “3” gol yiyen iki takım var: türkiye, irlanda
  • ikinci maçlar ardından “0” çeken takımlar: türkiye, arnavutluk, ukrayna
  • hala gol atamamış takımlar: türkiye, arnavutluk, ukrayna, avusturya
  • gudjohnsen, rosicky ve r. carvalho‘yu hala oynuyor olarak görmek ilginç geliyor bana.
  • türkiye, ukrayna, arnavutluk, avusturya, rusya, irlanda, isveç, romanya evine döner, asıl euro 2016, 16 takımla yeni başlar tahminimce.

Sancılı Futbol Hayatım

mahalle-mac3a7c4b1Tam olarak ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama ortaokulun ilk zamanlarıydı sanırım. Saçlarımı yeni yeni dikmeye başladığım zamanlar, yine sınıfta pencereden aşağıda futbol maçı yapan arkadaşlarımı izliyordum. Ya da futbol maçına benzer bir şeyler yapan arkadaşlarımı diyelim. Uçlu kalemle tırnağımın içindeki pislikleri çıkarırken, sınıfa yeni gelen bir kız yanıma oturdu. Hemen utanıp tırnağımın içinden çıkardığım pislikleri elimle yok ettim, kalemi de bir kenara bıraktım, zaten ucu fazla sivri değildi ve tırnaklarımın arasını iyi almıyordu. Rotring’e o zamanlar 10 milyon verecek adam değildim, kusura bakmayın. Giderdim Ahmet Bakkal’a, 250 bine kalem alırdım, silgi alırdım, her şeyi Ahmet Bakkal’dan alırdım. Ahmet Bakkal, dünyamızdı. Kırtasiyemizdi, manavımızdı, mağazamızdı…

Neyse işte, sınıfta otururken “Devran, sen neden aşağıda maç yapmıyorsun?” diye sorunca kız, benim futbol hayatım başladı. O zamanlar Fatih Terim’li reklamların olduğu zamanlar, o zamanlar Pepsi’nin ünlü futbolcularla reklam çevirdiği zamanlar. Benle abimin “Hey arkadaş! Sağ ol!” diye birbirimize reklamdan gönderme yaptığımız zamanlar yani, ki bunu o zamanın tüm çocukları yapmış olmalı. Neyse, o gazla aşağıya inip “beni de aranıza alın lan” dedim, haliyle takmadılar beni. Güzel oynayanın değil de, herkesi dövebilecek güce sahip olanın kaptan olduğu o zamanlar, sınıf takımının kaptanı sarı Emrah’ın yanına gidip “beni de alsana takıma” dedim.  “Olmaz oğlum, takımda yer yok” dedi. “Yedek olayım, arada bir oynayayım işte, ne olur ki” diye ısrar ettim ama nafile, çünkü ben zayıf ve çelimsiz bir çocuktum. Futbol, onlara göre dana gibi insanların oynadığı bir oyundu.

E haliyle futbol takımında yer almam epey zaman aldı. Artık zilin çalmasına beş dakika kala oyuna beni alıyorlardı ve top ayağıma değmeden maçı bitiriyordum. Sınıfa gidince o soruyu soran kıza “çok yoruldum ya” deyip havamı da atmaktan geri kalmıyordum. Abim bir mahalle takımı kurmuştu o sıralar: Fırtına Spor. Ben de mahalle takımının defansıydım. Adam geçerdi, top geçmezdi. 1.50 boyumla ne defans olurdu ya. Toz sahada oynadığımız futbol artık beni tatmin etmiyordu, baktım bu böyle olmayacak, gel zaman git zaman Metaspor’un seçmelerine katıldım. Demiştim ya, abimin yüzünden bir seçmeleri kaçırmıştım ama şimdi diğer bir seçmelerdeydim. 41 numaralı formayı vermişlerdi bana, maç başladı ve ben forvette oynamıştım. Hoca bana “forvette oynar mısın” dediğinde ben de “olur” dedim, hayalim Hakan Şükür gibi olmaktı, peh. Maç başladı ve tabi ki benim ayağıma top bir kere geldi. Biraz ilerledim, onda da ayağım kaydı yere düştüm. Benim için kötü geçen maçın sonunda hoca seçilenleri açıkladı: “41 numara…”

Metaspor’da yaklaşık 1-2 ay oynadıktan sonra aidat istemeye başlayınca, babam “derslerini yap boş ver futbolu” diyerek futbol hayatımın pause tuşuna basarak durdurdu. Ulan Metaspor, hem seçiyorsun hem de aidat istiyorsun, yer mi lan bunu babam? Haliyle yemedi, ben de mal gibi ortada kaldım. Birkaç sene sonra Altay’ın alt yapısında oynamaya başladım. Burada da hoca “orta sahada oynar mısın” dediğinde “olur” dedim. Defansif ön libero olarak oynatan Yunus Hoca, benim çok iyi paslar attığımı düşünüyordu. Yaklaşık 5 ay kadar burada da oynadıktan sonra, bir halı saha maçında kolum kırıldı. Daha önce maçlarda parmağım defalarca çıkmış, ayağım yamulmuş, diz kapağım dönmüş ve hatta vücudumun en bilinmedik yerleri en bilinmedik şekiller almıştı. Ama sol kolum bilekten kırılınca, babam ve annem futbol hayatımın bir kez daha pause tuşuna bastılar. Onlar pauseledi, ben playledim, onlar pauseledi, ben playledim.

Yaklaşık 3 ay kadar süre sonra futbola tekrar başladım. Önce arkadaşlarımın gittiği amatör kümede oynayan Emiralem Spor’un antrenmanlarına gittim. Ama hoca beni bir türlü kadroya almıyor ve takımdan ayrı düz koşu yaptırıyordu. Haliyle düz koşu yapa yapa yoruldum ve Emiralem Spor’a yıldızım parlamadan veda ettim.

Ve yaşadığım ilçenin takımına gitmekte karar kıldık arkadaşımla birlikte. Caner, bir gün Beşiktaş’ta oynamanın hayalini kurarken, ben ise Galatasaray’da oynamanın hayalini kuruyordum. Menemenspor’da antrenmanlara başladığımızda hoca bu sefer de forvete koydu beni. Ulan benim mevkiim ne diye kendimi sorgularken, o maç 6 gol birden atmıştım. İkinci ay sonunda Caner’le sıkıldık ve orayı da bıraktık. Şimdi halı sahanın vazgeçilmez topçusu olarak, defansta durduğum zamanlar “defansa gelsenize lan” diye bağırıyorum. Futbol, sadece futbol değildir, tam bilekten kırılan koldur.